BIST109.111%0.94
USD6.7495%0.29
EURO7,5923%0.93
ALTIN368,41%-1.00
Akit HaberYazarlarYavuz BahadıroğluFatih’in temiz İstanbul’u

Fatih’in temiz İstanbul’u

Yavuz Bahadıroğlu

20 Mayıs 2020 07:20

“Ben ki, İstanbul Fatihi abd-i âciz (aciz kul) Sultan Mehmed Han’ım! Bizatihi alnumun teriyle kazanmış olduğum akçelerumle (şahsi paramla) satun alduğum İstanbul’un Taşluk Mevkii’nde kain (bulunan) ve malumu’l hudut (sınırları belli) olan yüz otuz altı bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakf-ı sahih eyledum. İş bu gayr-i menkulatumdan (dükkanlarımdan) gelicek nemalardan (gelirlerden) İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledum. Bunlar, ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü karışımı olduğu halde günün müteaddit saatlerunde sokakları gezeler. Tükrüklerin üzerine bu tozu dökeler (kireçin mikrop öldürücü etkisini unutmayalım) ki, yirmişer akçe alalar...

“Ayrıyeten, on cerrah (operatör), on tabip (doktor) ve üç de yara sarıcı (hemşire-sağlık memuru) tayın eyledum. Bunlar dahi, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bilaistisna (istisnasız) her kapuyu vuralar ve o hanede hasta olup olmaduğun soralar, hasta var ise ve şifası mümkin ise şifayap edeler; (evde tedavi etsinler) değilse kendulerunden hiç bir karşıluk beklemeksızın (ücretsiz) Darülaceze’ye (yoksullar bakımevine) kaldırarak orada salah bulduralar. (iyileştirsinler) Maazallah (Allah korusun) İstanbul’da et buhranı çıkacak olur ise vakfittuğum yüz adet tüfengi ehline (avcılara) vereler. Bunlar, hayvanat-ı vahşiyenin (av hayvanlarının) yumurtada ve yavruda olmadığı sırada balkanlara (dağlara-ormanlara)çıkub avlanalar ki, zinhar (kesinlikle) hastalarumuz gıdasuz (proteinsiz) kalmasunlar. Ayrıyeten, külliyemde bina ve inşa ittuğum imarethanede şehit ve şühedanın harimleri (şehit aileleri) ve İstanbul fukarası yemek yiyeler... Ancak, yemek yemeye veya almaya bizatihi kenduleri gelemeyecek vaziyette olanlarun yemekleri günün loş karanlığında kimse görmeden (bu da muhtaç insanı incitmemeye yönelik vicdani bir hassasiyet) kapalı kaplar içerusunda evlerine götürüle...”

Tekrar etmeliyim ki, böyle bir inceliği gösterebilmek, insanı mânâ ve mahiyetiyle tüm olarak kavrayabilmekle mümkündür. Bu da yaradılış hikmetini ayrıntılarıyla özümsemeyi gerektirir. Belli ki ceddimiz, “insan” denen mükemmelliği bütün hikmetiyle kavramıştı...

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, “vakıf”, sevginin öteki adı olmanın yanı sıra, İnsan”ı kavrayan “hikmet”in de öteki adıdır...

Zaten bu yüzden “Müslüman”dır.

Tarih bilgileri son yüz senelik efsanelerden ibaret olanlar, hemen itirazı basıyorlar. Ancak o ecdadın çocukları olduğumuzu ispat edercesine bugün de hayırda yarışan bu millet onlara en iyi cevaptır.

“Anlattıklarınız güzeldir, ancak geçmişe aittir ve geçmişte kalmıştır” diyenler varsa, onlara da sivil yardım kurumlarımıza bakmalarını öneririm.

Gözlerini sıkı sıkıya kapayanlara ise önerebileceğim tek şey gözlerini açmaları, yüz yılın ötelerine de bakmaya çalışmalarıdır. Biz yüz sene kadar önce gökten zembille inmiş bir millet değiliz!

İmparatorluğun insan sevgisi kokan vakıf kültürü, günün ihtiyaçlarına uyarlanmış, bu sayede İstanbul, ramazan boyunca, milyonların iftar ve sahur yaptığı büyük bir imarethâneye (fakir fukaraya ve yolculara bedava yemek verilen yer) dönüşmüştür.

Koronavirüs yüzünden kurulamayan devasa sofraların yerini de “evlere yemek servisi” almıştır.

Bu, hayırda yarışın güne yansımasıdır.

Yavuz Bahadıroğlu

Akit TV köşe yazarı