BIST1.330,85%7.7750
USD7.7786%-1.06
EURO9,4456%-0.83
ALTIN459,66%-0.53
Akit HaberYazarlarSabri Balamanİzole edilmek istenen Erdoğan değil, Türkiye’dir

İzole edilmek istenen Erdoğan değil, Türkiye’dir

Sabri Balaman

17 Kasım 2020 08:54

Türkiye, geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığından ayrılmasını konuşuyor. İnternet medyasında ve sosyal medya da birçok spekülasyon konu ediliyor. Aile içi meseleleri, prensip olarak konu edinmediğimiz için bu bölümü pas geçiyoruz. Çünkü meselenin aile veya damat olmadığı, asıl tehlikenin Erdoğan’ın tasfiye edilme çalışması olduğunu görüyoruz. Uyarıyoruz!!

Sn. Erdoğan’ın ABD seçimlerinden hemen sonra başlattığı değişim adımları, ilk önce Merkez Bankası başkanlığına Naci Ağbal’ın atamasıyla başladı;ardındanHazine ve Maliye bakanlığına Lütfi Elvan’ın getirilmesiyle devam etti. Öncelikle şunu net bir şekilde vurgulamak isteriz. Erdoğan’ın Ekonomi yönetimini değiştirmesi, şahsi gözlemim oy oranlarında ciddi artışları sağlamış. Nitekim piyasalarda bu değişime olumlu sinyalleri hızlıca vermiş. Bu karar, Erdoğan’ın elini güçlendirmiştir.

İki hafta önce kaleme aldığımız ‘Önce Hakan Fidan, Sonra Tayyip Erdoğan’ analizimizde https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sabri-balaman/once-hakan-fidan-sonra-r-tayyip-erdogan-33958.html Erdoğan’ı hedefe koyan, özellikle Lider-Millet ilişkisinin altının boşaltılarak; Erdoğan’ı özellikle kendi muhafazakâr tabanından uzaklaştırılmaya çalışıldığını; Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan’ın isminin politize edilerek; Erdoğan’ın savunmasız bırakılarak tasfiye edilmeye çalışıldığı ifade etmiştik. Bu bağlamda Sayın Erdoğan’ın ve Sayın Fidan’ın dikkatini çekmeye çalışmıştık.

Öncelikle 2019 yerel seçimlerinde başarısızlık yaşanmasıyla başlayan AK Parti ve Hükümete yönelik sert eleştiriler, Sayın Erdoğan’ın tek bir hamleyle bertaraf edilmiş oldu. Ancak bu değişim/reform adımları yeterli mi? Erdoğan’ın attığı adımlar bir paradigma değişimi mi? Yoksa gelebilecek daha büyük bir tehdidin ön alma operasyon mu? Bu soruların cevabını zaman verecek. Ancak, Erdoğan’ın değişim/reform adı altında sancılı ve kararlı bir irade koyduğu görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “hukuk, ekonomi ve demokraside” yeni bir reform dalgası başlatacağını ilan etti. Takiben bürokraside bir dizi değişikliğe gidebileceği konuşuluyor. Nitekim Sayıştay’da 4-5 isim daha atandı bile. AK Parti İl ve İlçe teşkilatlarında özellikle de İstanbul’da yepyeni bir ekiple yola devam etmek istediği konuşuluyor. Belediye meclislerinde olmasa bile, büyükşehir belediye başkanlıklarında başırısız bir seçimi geride bırakan Ak Parti, milletin Erdoğan’a sağladığı güveni tüketme yolunda olduğunun fakında değil. Nedense popüler siyaseti kendisine rehber edinen ak gençliği toplum iç dinamitlerini besleyen değil, adam ve koltuk markajı üzerinden KİŞİLERE özel siyaset yürüttüğünü gözlemliyoruz. Dağılan Ak küskünlerin yine Sn. Erdoğan tarafından toparlanması motive edilmesi zorunludur, Partinin AĞIR ABİLERİNİ ve kemik kadrosunu dağıtanlar parti içi büyük hasarın farkında mı bilmiyorum?

Özellikle Ankara bürokrasisinde gergin bir bekleyiş var. Kim gidecek, kim kalacak? Zaten ciddi bir keyfiyet ve iş yapmama söz konusuydu. Bu gelişmelerle birlikte Ankara şalteri indirdi. Telefonlar bile kapalı.

Erdoğan’ın ekonomi yönetimindeki operasyonu sadece Hazine ve Maliye Bakanlığı ile sınırlı kalmayabilir. Erdoğan şu anda yalnızca ekonomi yönetimindeki değişikleri yaptı. Aynı anda süre gelen İl kongreleri aynı zamanda orta düzey siyasi değişimi de beraberinde getiriyor. Son konuşmasında hukuk ve demokrasi reformundan söz etmesi Erdoğan’ın reform adı altında TEHDİT’e yönelik değişimi genişleteceğini öngörülüyor.

Bürokrasi dışında gergin bir bekleyiş de medya görülüyor. Özellikle meşruiyetini ve inandırıcılığını yitirmiş; ideolojik ve yaşam biçimi üzerinden savrulmuş; ilkesi ve prensiplerini ayakaltına alınmış AK Parti medyası; milyonlarca yatırım ve desteğe rağmen sıradan bir haberi bile izleyicilerine duyuramadı. İkbal kaygısıyla hareket etti. Ancak mangalda da kül bırakmadı. Asıl marazi olan ise gündem, seçim veya haber sunularında geniş kitle üzerinde inandırıcılığını yitirip hakikatten uzaklaşması oldu. Dolayısıyla Sn. Erdoğan’ın medyayı silme çeki-düzen vermesi ikinci beklenen alan olarak duruyor.

Şahsi kanaatim Erdoğan, bir değişim veya reformdan bahsediyorken yumuşak geçişli bir tehdit ortamına ön almaya çalışıyor. Doğru da yapıyor. Bunun için bakanlıklar (Ankara), mikro milliyetçiliğin yapıldığı valilik, kaymakamlık, il özel idareler ve rektörler; kamu şirketleri, AK Parti il ve ilçe teşkilatlarından acilen birçok tasfiyenin başlaması gerekiyor. Bana göre geç bile kaldı. Eğer İstanbul seçimlerinin 2. oylamasından önce başlayabilseydi; AK Parti bugün İstanbul’u kaybetmezdi.

Erdoğan, siyasi ve uluslararası tehdidi ancak ekip çalışması ve takım refleksiyle çözebilir. Bunun için en önemli tehdidin Güvenlik Bürokrasisinden ve Medyadan geldiğini belirtmeliyiz. En azından karar alma mekanizmasını Sn. Erdoğan kontrol etmek zorundadır. Elbette yargı bürokrasisi de göz ardı edilmemelidir. Hukuk yeniden araçsallaştırılıp, siyasi bir sopaya dönüşmemelidir.

Erdoğan, kendisine yönelik bu tehdidi FETÖ ile mücadele ettiği gibi açıktan mı? Yoksa sessiz sedasız mı yapacak? Bilmiyoruz. Ancak kendisinin doğru yolda olduğunu biliyoruz ve selamlıyoruz. Sn. Erdoğan’ın yapması gereken bir diğer konu da Karadeniz’de bir-iki ile sıkışan şehir milliyetçiliği handikabından kurtulması; zira kadroların bölgeselleşmesi değil de; Türkiyeleşmesi, tehdit ortamını bertaraf edecektir. Vesselam.

Sabri Balaman

Akit TV köşe yazarı