BIST9.693,46%1,77
USD32.5876%0.18
EURO34,7830%0.28
ALTIN2.512,35%1.12

Yoğurt kovası çatladı sandığa yetişemezsiniz..

Murat Alan

Abone OlGoogle News
30 Ekim 2020 09:18

Millet İttifakının erken seçim yaygarasını, 80’lerin sonundaki yoğurt macerama benzetiyorum.

Eski İstanbullular bilir, geçmişte sokak satıcılarımızın ürün gamı çok zengindi..

Mesela Fatih’te yoğurtçular gezerdi.

“Eeee bunun Millet İttifakıyla ne alakası var?” demeyin..

Alakası var..

Omuzlarında ağaç bir askılık, askılığın her iki ucunda da büyük bakraçlar olurdu.

Bizim yoğurtçumuz Edirneli Şevket isimli yaşıca bir amcaydı.

Mahalleye her Çarşamba öğleden sonra 4’te gelir, biz de her Çarşamba 3 kilo yoğurt alırdık.

İşte çarşambalardan biri daha geldi, kardeşim rahatsızlanınca bizimkiler sabah 5’te hazırlanıp hastaneye gitti.

Yoğurt alma vazifesi de bana düştü.

Annem çıkarken tembihledi “öğleden sonra saat 4 gibi yoğurtçu gelir, şu kovayla 3 kilo yoğurt al..”

Çocuk aklı işte oynarken kovayı kenarından hafifçe çatlatmışım..

Yoğurtçu da sağ olsun gelmemezlik yapmadı. Sesi duyar duymaz koştum dışarı, el mecbur doldurduk çatlak kovaya yoğurdu. Yarık bir anda derinleşti. Haliyle yoğurt da dökülmeye başladı.

Koşarak yoğurdu eve yetiştirmeye çalıştım ama nafile, yolun yarısında kova ikiye bölündü ve bizim yoğurt asfalta boca oldu..

İP’te “FETÖ’cü il başkanı” tartışması, CHP’de Canan Kaftancıoğlu çatışması, HDP’de Ayhan Bilgen kırılmasına bakınca akılma o çatlak yoğurt kovası geldi.

Çatlayan kova Millet İttifakı..

Dökülen yoğurt ittifaka oy veren kitle..

Ev ise 2023 seçimleri..

İttifakın “seçim de seçim” diye bağırmasının nedeni daha bir anlaşılır hale geliyor değil mi?

2023 seçimlerini göremeyecekleri ortada.

5 benzemezi bir araya getiren güç, kovayı eve yetiştiremeyeceğinin farkında..

O zaman son bir gayretle, “kovayı parçalanmadan eve yetiştiremiyorsak bari evi kovaya yetiştirelim” diyip seçimi erkene çekmeye uğraşıyor.

Ama nafile..

Seçimler 2023’te olacak ve o vakte kadar kova ikiye bölünecek.

Ha şu 3 kişi hastaneye gitme mevzusunu da anlatalım da, neden yoğurt alma işinin bana kaldığı anlaşılsın..

Gençler bilmez, o dönemlerde hastaneye 3 kişi gidilirdi.

Hastalanan talihsiz şahıs ve akşama kadar onunla ayakta dikilmeye tahammülü olan güçlü kuvvetli en az 2 kişi..

Hastalanan talihsiz şahıs muayene fişi için sıraya girerdi..

Ayakta durmaya dayanıklı 1. refakatçi henüz alınmamış fiş için muayene sırasına girer, sağlıklı ikinci refakatçi ise henüz alınmamış fiş ve olunmamış muayene sonrasında, henüz yazılmamış ilacın sırasına girerdi..

Gülmeyin vallahi öyle.

Adeta bayrak yarışı..

“İyi de ya doktor ilaç yazmazsa?” diye düşünenleriniz vardır..

Bu ihtimal, bir sonraki güne kalma ihtimalinden daha düşük olduğu için herkes o sıraya mecburen girerdi..

Ha bir de ilaç mümessilleri o dönem çok aktifti, sizin sıranızı kim takar..

Elinde koca valizle içerir girip, yarım saat çay, kahve sohbeti eşliğinde yazılması gereken ilaçları ve karşılığında alınacak eşantiyonların pazarlığını yaparlardı.

Merak etmeyin..

O eşantiyonun hatırına dahi size zaten bir ilaç yazılırdı.

“Hayır, artık dayanamıyorum pes ettim” derseniz eğer, “keyfin bilir paşam o zaman parasını verir eczaneden alırsın” derlerdi.

İstanbul Eczacılar Odası’nın dün Cumhuriyet’e verdiği tam sayfa “Mucize ilaç 97 yaşında” ilanını görüp aldanmayın, 2002’ye kadar o mucizeyi nasıl sömürdüklerini iyi biliyoruz.

“Arabanın hakkını ver hakkını” diyor ya tombul göbekli..

O misal işte..

“Arabanın hakkını” Başkan Erdoğan ve AK Parti iradesi verdi.

Cumhuriyeti bu irade ihya ediyor.

Bugün cep telefonundan 2 tıkla randevu alıp, muayeneden 15 dakika önce hastanede olmak yetiyor. İlaç almak için de kuyruğa girmeye lüzum dahi yok..

Muayeneden 5 dakika sonra cep telefonunuza bir mesaj geliyor, o mesajla eczaneye gidip ilacınızı alıyorsunuz..

Selametle..

Murat Alan

Akit TV köşe yazarı