BIST1.330,85%7.7750
USD7.7786%-1.06
EURO9,4456%-0.83
ALTIN459,66%-0.53
Akit HaberYazarlarLatif ErdoğanFitne onun karakteridir

Fitne onun karakteridir

Latif Erdoğan

21 Kasım 2020 08:09

Milyonlarca insanı mağdur eden, yüz binlerce aileyi darmadağınık hale getiren, anne-babayı evladına, evladı anne-babaya düşman yapan, kardeşi kardeşe vurduran, Müslümanı Müslümana kırdıran; sahte Mesihlik iddiasıyla insanların diniyle, inancıyla, ahiretiyle oynayan, İslam düşmanlarının İslam’ı içten yıkmak için hazırladıkları proje bir adamdan, bir fitne başından söz ediyoruz.

Düşünün, İskenderun’da askerliğini yaptığı dönemde sözde hastalandığı için kendisine tebdil-i hava verilen bu kişi, Peygamberimizin hayatını konu alan bir filmi bahane ederek, camideki konuşması ile cemaati ayaklandırmış, insanları birbiriyle vuruşturarak bir fitnenin öncülüğünü yapmıştır.

FETÖ elebaşının bu talimatı komutanı Arif Teker’den aldığında şüphe yoktur. Arif Teker, askeri rütbesi başçavuşluk olsa da MİT’te önemli bir elemandır ve FETÖ elebaşını yetiştirmekle görevlidir.

FETÖ elebaşı bu başçavuşu anlata anlata bitiremezdi. Sürekli ondan gördüğü destek ve yardımı anlatır dururdu. Öyle ki bu destek ve yardımın sadece askerlik dönemiyle sınırlı olmadığını ve Arif Teker ölünceye dek sürdüğünü pek çok gizli ilişkisini saklasa da bu ilişkiyi saklamaya ihtiyaç duymadan açıkça ifade ederdi.

Bir gün “Madem Arif Başçavuş sizin için bu kadar önemli, kendisiyle ilgili bir çalışma yapsak nasıl olur?” diye ortaya bir laf attım. Sinirlendi, küplere bindi, delilendi. Hayır, gerek yok, dedi. Tabii ki öyle diyecekti. Çünkü Arif Başçavuş incelenmeye alındığında FETÖ elebaşının kimler tarafından yetiştirildiği, kimler tarafından kullanıldığı, yani kontrgerilla ilişkileri daha o zamanlar deşifre olacaktı.

Halkı devlet aleyhine ayaklandırmanın bir provasını da yine askerlik döneminde İskenderun’da yaptı. Arif Teker’in tavassutuyla, asker olmasına rağmen, garnizon dışında, sivil bir camide vaazlar verdi. Sonunda, bu sefer otellerdeki gayri ahlakiliği bahane ederek cami cemaatini kışkırtmaya kalktı. Ne ki planı tutmadı. Tutuklandı. Genelkurmay devreye girdi ve serbest bırakıldı.

Allah’a şükür ki,Kestanepazarı’nı bütünüyle ele geçirip fitnesine alet edemedi. Bunda idarecilerin gösterdikleri hassasiyet yanında Mehmet Binici, Sabri Tekir, merhum İbrahim Çalışkan gibi seçkin ve örnek talebelerin ihtiyatlı davranışlarının da payı büyüktür. FETÖ elebaşı onları elde etmek için ne taklalar attı; fakat bir türlü başaramadı.

Mehmet Binici talebe başkanıydı. Küçük-büyük herkesin sevdiği bir insandı. Dört ayda hafız olduğu söyleniyordu. Sosyal yönü çok güçlüydü. Yüksek İslam Enstitüsünün yanında Eczacılık Fakültesini de bitirmişti.

FETÖ elebaşına hep mesafeli durdu. Bir gün beş-on arkadaş kendisiyle sohbet ederken içimizden birisi bu mesafeli duruşun sebebini sordu. Aradan elli seneden fazla geçmesine rağmen verdiği cevabı hiç unutmadım. Şöyle demişti: “Hoca yol arkadaşı aramıyor, kendisine kayıtsız şartsız itaat edecek mürit arıyor.”

1977 yılında Yüksek İslam Enstitüleri topluca boykota giderek akademi olma talebinde bulundular. Bu haklı bir gerekçe miydi değil miydi şimdilik bahsi aher. Fakat FETÖ elebaşının fitne adına bu boykotu bizi birbirimize düşürerek, bize birbirimizi kırdırarak fırsata çevirmek istemesi müşahidi bulunduğumuz bir gerçek.

Hatta boykot yapanlarla bir defasında karşı karşıya gelinmişti. Onlardan birinin attığı taş bizim taraftan birinin başına isabet etmiş ve başı hafif kanamıştı. Mendille kanını sildik. FETÖ elebaşı bu kanlı mendille kürsüye çıktı, Cuma cemaatini galeyana getirip boykot yapan talebelerin üzerine salmak istedi. Başarılı olsaydı o gün belki onlarca insan ölür, yüzlercesi yaralanırdı. Neyse ki kürsünün etrafını saran bazı kişiler araya girdiler ve onu böylesi bir faciaya sebebiyet vermekten alıkoydular.

Kuşkusuz FETÖ elebaşı, fesadı ıslah, batılı hak göstermekte şeytandan daha ustadır. Yalan söyleyeceği zaman sözünün başında ve sonunda yalan aleyhinde neler söylenebilecekse hepsini söyler yalanını bu araya sıkıştırır; gıybet edecekse, iftira atacaksa yine hep aynı taktiği uygular. Yalanı onun kadar usta kullanan ikinci bir “kezzab” yoktur. Zaten “kezzab” deccalın önemli, ayırıcı vasfıdır.

Not: Hakkında söylenen bütün hüsnü şehadetleri kabul ve tekrar ile dost ve kıymetli insan Ahmet Kekeç’e Allah’tan rahmet, yakınlarına, dostlarına, basın camiamıza ve milletimize başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet, makamı ali olsun.

Latif Erdoğan

Akit TV köşe yazarı