BIST114.809%-0.85
USD6.8774%0.06
EURO7,7816%0.16
ALTIN396,96%-0.25

Dem bu demdir

Latif Erdoğan

03 Mart 2020 10:48

Üç aylara girmiş bulunuyoruz. Bizim istidat, kabiliyet ve liyakatimize göre değil, kendi ihsan, lütuf ve keremi enginliğinde Cenab-ı Hak bu aylardan maddi- manevi istifade edebilmeyi mukadder kılsın.

Öncesinde geçip gittiği gibi, şu sayılı günler yine geçip gidecek.Geride ya hasret ya da sürur bırakacak. Değerlendiremediğimiz, kıymetlendiremediğimiz, günler, saatler, dakikalar içimizi yakan, vicdanımızı ezen hasret; kıymetlendirdiğimiz, değerlendirdiğimiz günler, saatler, dakikalar ise ruhumuzu okşayan, kalbimize inşirah veren, vicdanımıza huzur dolduran birer sürur olacak. Kaybetme veya kazanma kuşağındayız. Zaten bütün ömrümüz böylesi bir kuşakta geçip gitmiyor mu?

Bol bol nafile oruç tutarak, nafile namazlara, özellikle geceyi ihya adına teheccüd namazına daha bir özen göstererek ve bilhassa Kur’an’la olan münasebetimizi kat be kat artırarak, Kelam-ı Ezeliyi okuyarak, dinleyerek ama mutlaka tefekkür ederek bu ayları, bugünleri değerlendirebiliriz. Haramlardan kaçınmada daha hassas davranarak, gözümüze, kulağımıza dolayısıyla ruhumuza, kalbimize negatif şerare yükleyecek mekanlardan uzak durarak; dilimizi gıybetten, aklımızı, zihni melekelerimizin tümünü lüzumsuz bilgi akışlarına muhatap olmaktan kurtararak bu ayları, bugünleri kıymetlendirebiliriz. Bir de sabrı azık edinerek, başımız gelen olumlu olumsuz bütün olayları şükredilmesi gereken nasip payına dönüştürerek bu ayları, bugünleri değerlendirebilir, kıymetlendirebiliriz.

Kur’an-ı Kerim, Arş-ı azamdan ve her ilahi ismin azam mertebesinden nüzul ile geldiğinden, her karakterde ve her seviyede insan ondan azami ölçüde istifade eder. Özellikle manevi iklimi yoğun aylarda ve günlerde bu istifade yüzlerce, binlerce misliyle artarak muhatabına ulaşır. Böylesi bir istifadenin muhatabı olmak ne büyük talih, ne büyük bahtiyarlıktır. Bunun için sadece samimi bir niyetle, kalp, ruh ve latifeleri Kur’an’a yöneltmek, onları, Kur’an’dan gelecek varidata hazır bulundurmak yeterlidir.

İyi bir Kur’an okuyucusu, kişiyi doğrudan Kur’an ile buluşturur. Sesini, nağmesini, tarzını, üslubunu Kur’an’a perde yapmaz. Kişi onu dinlerken, kendi kavrayış ve idraki ölçüsünde Kur’an’ı dinleyebilir. Kimisi, Kur’an’ı doğrudan Efendimizden dinliyor gibi bir hal kesp eder. Kimisi, Cebrail Aleyhisselamın tilavet frekansını keşfetmiş gibi olur ve okunan Kur’an’ı öyle bir vecde bürünerek dinler. Kimi seçkinler de himmetlerini kamçılar ve vahyin ilk kaynağına ulaşmışçasına onu Mütekellim-i Ezeliden dinliyor gibi dinlerler. Böylesi mertebelerde dinlenen Kur’an, insanın ruhunu turfanda vahyin varidatıyla doldurur. Kişi, ülfet ve ünsiyetin araya koyduğu bütün mesafeleri turfanda vahyin ruhunu kanatlandırmasıyla aşar ve sahibini bekleyen inci misal manalara ulaşır.

Böylesi Kur’an’dan istifade eden, Kur’an’la bütünleşen bir insan, neticede ete kemiğe bürünmüş yaşayan bir Kur’an haline gelir. Onun her hali, her davranışı, her sözü, her ameli Kur’an’ı aksettirir, Kur’an’ı gösterir, Kur’an’ı hatırlatır. O Kur’an’ı okurken bir taraftan da Kur’an onda okunur.

Vahyi temsil bağlamında, vahyin son muhatabı Peygamberimiz; vahiy ile gönderilen son kitap da Kitabımızdır. Kur’an, sonsuz ilmin tercümanıdır. Dolayısı ile onun ilgi alanına girmeyen, dünyevi- uhrevi hiçbir mesele yoktur.

İlim bütün gerçekliğini Kur’an’da bulur. Yaş- kuru, küçük- büyük her şey, kendi önemleri ölçüsünde Kur’an’da yer almaktadır. Kur’an’ın öğreticiliği, bir başkasının benzemesine imkan vermeyecek ölçüde harikadır. Onun ezeli hitabı karşısında, bütün insanlar ve cinler; kendi istidat ve kazanım mertebeleri içinde muhatap olabilmekte; aynı ifadelerden herkes kendine göre farklı manalar anlayabilmektedir. Ve aynı zamanda, zamanın, mekanın, kültür farklılıklarının; onun bu külli, umumi öğreticiliğine negatif bir etkisi olmamaktadır.

Kur’an, hayatı iman esaslarıyla temellendirir, sarsılmaz hale getirir. Sosyal hayatın sorumluluklarını adil şekilde paylaştırır. Aile hayatı onda en kamil ve en mükemmel noktada nizama kavuşur. Fertler, kendi hayatlarının onlara birer emanet olduğu şuuruna varırlar. Can, hayatın bütün ünitelerinde güvenlik altına alınır. Irz, namus, mal- mülk, kişisel mahremiyetler Kur’an’la en nezih, en temiz kıvama ulaşır. Kadın-erkek, zengin- fakir, beyaz- siyah, genç- yaşlı, yöneten- yönetilen her insan, hiçbir negatif ayrıma maruz kalmadan kendilerine ait en saygıdeğer mevkii Kur’an’da hazır bulur. Kur’an hiçbir insanı hatta hiçbir yaratılmışı abes ve lüzumsuz görmez; varlığa kavuşmuş bulunmayı ilahi bir hikmetin sonucuna dayandırır. Her şey, kendi varlığı diliyle Allah’ı tespih eder; okumasını bilene Rabbin güzel isimlerini, yüce sıfatlarını okutur; O’nun varlık ve birliğini ilan eden “ayet” olma vazifesini yerine getirir. Her varlığa teker teker verilen böylesi bir aidiyet, varlığın zati değerine sonsuz kıymet ve değer kazandırır.

Latif Erdoğan

Akit TV köşe yazarı