BIST114.809%-0.85
USD6.8774%0.06
EURO7,7816%0.16
ALTIN396,96%-0.25
Akit HaberYazarlarGünay Ertan AkgünKanal İstanbul ve deprem

Kanal İstanbul ve deprem

Günay Ertan Akgün

14 Ocak 2020 09:40

Muhalefetin ısrarla “saray” diye tanıtmaya çalıştığı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, yeni yapılan köprüler – otoyolları ve İstanbul Havalimanı’nın ihale şekli ve yapan müteahhit firmaları üzerinden oluşturulan algının benzeri “Kanal İstanbul” projesi üzerinden de yürütülmekte ve bu ülkede ne kadar da çok (!) bilim insanı ve ekonomi analistlerinin olduğunu göstermektedir.

Sırf muhalif olma adına her şeye “istemezük!” mantığıyla yaklaşan ve bunu da maharet sayan bir zihniyetle her zaman karşılaşıyor ve bunun kökeninin insanlık tarihiyle eşdeğer olduğuna da inanıyoruz ve artık bu duruma da alıştık, ancak bir farkla; Bu ülkede ne kadar da vatansever (!) varmış, “Kanal İstanbul” projesi sayesinde bunu bir kez daha öğrenmiş olduk!...

Birçok padişahın hayâl ettiği, eski siyasî liderlerin dillendirdiği ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın İBB Belediye Başkanlığı zamanından beri “düşüncem” dediği ve 2011 yılında da açıkladığı Kanal İstanbul Projesi hakkında ilgili – ilgisiz / bilgili – bilgisiz herkes, kendi çapınca dili döndüğü kalemi yazdığı kadar bir şeyler ifade etmeye çalışmaktadır. Bunların bir kısmını görünce, dezenformasyonun (bilgi kirliliğinin) ne demek olduğunu bir kez daha öğrenmiş olduk!..

Kamuoyu oluşturma – bilgi edinme ve doğru bilgiye ulaşma adına, her konuşulanın – yazılanın doğru olmadığını ortaya koymak istiyorsanız, halka; sadece ÇED raporu süresince bilgi vermek yeterli olmaz, olmayacaktır. Bu yüzden doğru bilgi vermek, bilgi kirliliğini ortadan kaldırmak istiyorsanız; Projeler açıklanmadan önce bunlarla ilgili KAP (Kamuoyu Aydınlatma Platformu)’a benzer bir kurum oluşturarak, tüm soruların cevaplarına buradan ulaşılabilmeli, ondan sonra halkın karşısına çıkılmalıdır. Bu yapılmadığı için şu anda her telden ayrı sesler çıkmakta ve ortaya da nahoş sayılacak görüntüler çıkmaktadır. Hiç kimse kusura bakmasın bunun sebebi de halk değil, etkili ve yetkili dediğimiz ilgili kişilerdir.

Deprem analizi, bitki - hayvan habitatı ve arkeoloji ana başlıkları ve hidrolik jeoloji, zemin mekaniği, kaya mekaniği hidroloji, yerüstü havzaları, hidrojeoloji, hidrodinamik, su kalitesi ve sediment, tsunami analizi, gemi trafik analizi, ulaşım yönetimi planı, gemi navigasyonu simülasyonu, işletme modeli, dalga modeli, heyelan tespit ve önlemi, inşaat yönetimi, şehir bölge planlama, sosyoloji, ekonomi, hukuk, omurgasız hayvanlar, sürüngenler, kuş türleri, memeli hayvanlar, iç su balıkları, deniz biyolojisi, ekoloji, endemik ve nadir türler, kamuoyu araştırması, atık yönetimi ve kültürel miras alt başlıkları altında 33 bilim dalında 7 üniversiteden 200’e yakın akademisyenin hazırladığı 1590 sayfalık ÇED raporunu bile tartışmadan öte hakaretlere vardıran ve adlarına da bilim insanı diyenler, uzmanlık alanlarından çok siyasî görüşlerini ve tarafgirliklerini ortaya koymuşlardır.

Ülkemizdeki sanatçı ve bilim adamları yapması gereken işler konusunda konuşmak / uzmanlık alanlarında söz sahibi olmaktan ziyade, ne zaman ki siyasi görüşlerini ortaya koymuş ve bunlar ağır basmışsa, işte o zaman hem itibarlarını ve hem de mesleklerini kaybetmişlerdir. İsim vererek bu tartışmanın içerisine girmek istemiyorum. Ancak doğruyu; bilim ve uzmanlık konuları dâhilinde değil de siyasi görüşlerine göre ifade edenler, hep yanılgıya ve gülünç duruma düşmüş, maskara olmuş ve irtifa kaybeden uçak gibi yere çakılmışlardır. Tarih çöplüğünde bu tarz insanlardan çok vardır, istisnalar müstesna!...

Kanal İstanbul projesi üzerinden oluşturulmaya çalışılan “deprem” tartışmasına baktığımız zaman, sallantılardan sonra herkesin deprem uzmanı olduğunu ve kanalı da bu konu üzerinden tartıştıklarını görüyoruz. Bu çok güzel (!) bir gelişme olmakla birlikte, etkili ve yetkili ilgililerin konuşmaması, konuşanların siyasi görüşlerini ortaya koyarak algı oluşturmaya çalışması, gerçekleri ifade edenlerin de aforoz edilerek “yandaş” ilan edilmeleri sonucunda ortaya konulan tartışmalardan sonra konunun bilim ve bilimsellikten uzaklaştırıldığı gerçeğini de doğurmuştur. Böyle bir tablodan ortaya çıkacak sonucu “olumlu” beklemek, safdillik olsa gerek. Bir de ekranlara çıkıp her konuda bilgisi olduğunu ispatlamaya çalışanların aslında hiçbir şey bilmediğini de bir kez daha görmüş olduk.

Atalarımız “ekmeği fırıncıdan al, üç kuruş da fazla ver!” derler ya, sadece “Kanal İstanbul” konusunda değil, “deprem” konusunda da uzmanları dinlemek gerekir. Bu açıdan baktığımız zaman, medyaya yansıyan beyanatlardan yola çıkarak duayen sayılan birkaç ilim adamına da kulak vermek gerekiyor:

”Deprem mühendisi” olarak da tanınan ve sarsıntı – sallantılarda görüşlerine başvurulan Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Şener ÜŞÜMEZSOY; “Verilere baktığım zaman 30 – 40 kilometrelik bir kanalın açılmasının herhangi bir depreme etkisi olmayacağını söylüyorum. Zaten depremin Kanal İstanbul ile bir bağlantısı yok. Kanal İstanbul’un geçeceği alan daha sağlam kayalara sahip. Bu boyutuyla baktığımız zaman depremi etkilemez. Bu bölgenin zemini kıyılardan daha sağlam. Bugün “deprem olacak buraya kanal kurmayalım” diyenler, başlangıçta “buraya bir milyon kişilik şehir kurmamız lazım” kıyılar yıkılacak diyorlardı.”

İBB Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU ile “Kanal İstanbul’un depremi tetikleyip tetiklemeyeceği” konusu üzerinden yaşamış olduğu polemikle ve ara sıra “uç” görüşlerle gündeme oturan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal ŞENGÖR; “Jeolog olarak kanala taraftarım veya karşıyım diyemem, çünkü elimde veri yok. Ama jeolog olarak şunu söyleyeyim; Kanal depremi tetikler lafı yanlıştır. Kanal deprem meprem tetiklemez. Bunun hesabını yapmak da kolay. Jeolojik olarak dediğim, “kanal büyük deprem yapar, bilmem ne” hayır yapmaz kardeşim, hayır yapmaz. Biz bunu barajlardan biliyoruz. Atatürk Barajı’nın taşıdığı su 43 milyon kilogramdır. İstanbul Barajı’nın (Kanal İstanbul) taşıyacağı su 15 milyon kilogramdır. Dolayısıyla oradan kaldıracağın toprağı 15’i 2.3 ile çarp. Sana ne çıkar; 35 çıkar. Ben sadece ve sadece jeolog olarak konuşuyorum; Kanal İstanbul depremi tetiklemez…”

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Şehir Yönetimi Uzmanı Prof. Dr. Recep BOZDOĞAN; “Kanal İstanbul projesinin hafriyatının yapılacağı bölgede aktif bir fay hattı yok. Aktif bir fay hattının olmadığı bir yerde depremi tetikleyemezsiniz. İkincisi, depremi tetiklemesi için sizin oraya aşırı yüklenmeniz gerekir. orada olmayan bir ağırlığı oraya getirmeniz gerekir. Hafriyat ile siz zaten o bölgeyi hafifletiyorsunuz. Hafriyattan sonra kanala su vereceksiniz. Örnek vermek gerekirse, 100 birimlik toprağı başka yere taşıyıp 80 birimlik suyu getirmiş olacaksınız. Yani kanal İstanbul güzergâhına ek yük getirmeyip, oradaki mevcut ağırlığı azaltmış olacaksınız.”

Teknik bilgi ve bilimsellik içeren bu beyanatları daha da genişletmemiz mümkündür. Ancak dediğimiz gibi dezenformasyonu ortadan kaldırmanın tek yolu; bir kurum oluşturularak tüm verilerin bu kaynaktan yayılması ve tarafsızlık içeren bilimsel çalışmaların ortaya konulmasıdır.

İnatla değil, inançla çalışmak erdemli insanların işidir.

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı