BIST115.794%-2.46
USD6.8662%0.08
EURO7,7638%-0.22
ALTIN397,68%-0.31
Akit HaberGündemYanımızdaki tehlike: Nesillerimizin iflası...
Gündem

Yanımızdaki tehlike: Nesillerimizin iflası...

Yazar Sevgi Yiğit yıllar yılı içimizi kemiren aile ile ilgili sorunları kaleme aldı.

27 Haziran 2020 14:14

İşte o yazı;

''Aziz okur,


Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan hemen herkesin sitem ettiği bir konudan bahsedeceğim bugün!  Konu eğitim… Hazır lise ve üniversite sınavlarını henüz geride bırakmışken eğitimden dem vurmanın isabetli bir karar olduğu kanaatindeyim.


Aziz okur,


Şimdi “Yıllardır eğitimi konuşuyoruz da ne oluyor?” diyeceksiniz. Bir raddeye kadar hakkınız var; acaba hakikatte eğitim yıllardır konuşuluyor mu? Yahut bu konuşmalar sadece konuşmuş olmak için mi yapılıyor?


Aziz okur,


Nesillerimizi, akranlarıyla oyunlar oynamaları gereken yaşlarda 40-45 dakika boyunca yerlerinden kalkmaksızın oturmaları beklenen ve akabinde verilen 5-15 dakika aralığındaki teneffüsleri bir lütuf olarak gören bir sistemin kucağına emanet ediyoruz!


Bu emanet ediş en az 12 yıl ile sürmekle beraber yüksek öğrenim kurumlarına uzanan yokuşta neredeyse 20 yılı buluyor. Dolayısıyla henüz 6 yaşlarında elinden tutup okula bıraktığımız çocuklarımızın eğitim hayatını tamamlayana kadar geçen süreçte elinden tutup okula götürecekleri çocukları oldukları yaşa geldikleri anlaşılıyor.


Peki, bunca uzun ve bir o kadar da maddi ve manevi meşakkati olan bu sürecin kime, ne faydası var? Şeklinde bir sual aklınıza gelmişse lütfen sormaktan çekinmeyin! Zira o nesiller sizin, o nesiller bizim ve o nesiller bizleriz!


Aziz okur,


Dikkat buyurunuz bu satırları okuyanlar olarak bahsini ettiğim süreçten geçmiş yahut bu sürece en kıymetli varlıklarınız yani evlatlarınızın süreçten geçişini izlemiş kişiler olarak nicelik bakımından yadsınamaz bir orana tekabül eden eğitimin, nitelik bakımından da ayını olmasa dahi benzer bir orana sahip olması için ne yaptık? Veya ne yapılmasına aracı olduk?


Elde bir cevabımız yok ise dövülecek dizlerimiz var demektir! “Ben ne yapabilirim ki? Elimden ne gelir?” kolaycılığına kaçmadan üzerinde durulması gereken soruları kendimize sormak durumundayız! Ömrümüzü verdiğimiz yavrularımızın ömürlerini feda ettikleri bir döngüden bahsediyorsak bu soruları sormaya hakkımız olmalı! 


Aziz okur,


Bugün birçok anne-baba maalesef çocuğunun aldığı eğitimin yeterliliği, kalitesi ve getirisi gibi mevzularla ilgilenmeyi ikinci plana atmak yahut bu ilgiyi plana dahi tabi etmekten uzak durmak suretiyle tek bir noktaya, çocuklarının akademik başarısına odaklanmış halde karşımıza çıkmaktalar! Ebeveynlerin yalnızca çocuklarının başarılı olmalarını istemek gibi bir haklarının olduğu yanılgısına bizleri kim sevk etmişse biliniz ki bu sevk oluş, iflahı zor bir zararı beraberinde getirecektir.


Söz konusu, başarıyı dileme tutumu ilk bakışta gayet beklendik bir davranıştır ve kabul edilir. Fakat Anadolu’da söylene gelen bir söz vardır: “Almadan vermek Allah’a mahsustur.” Diye.


Binaenaleyh çocuklarının eğitimini sorgulayan ve bu hususta gerekli hamleleri doğru zamanda ve aslına uygun şekilde yapan anne-babaları tenzih ederek sormak ihtiyacı duyduğum ateşli bir soru var: “Çocuklarınıza ne verdiniz?” “Ne verebildiniz!”  Demiyorum. Çünkü vermeyi istemek bile çoğu zaman vermiş olmak kapsamına dahildir. Ve vermek, akıllara ilk geldiği şekliyle maddiyat değil maddiyatın çok ötesinde ve öncesindedir.


Maddi hiçbir güvencesi olmadığı halde göz yaşartan, yürek kabartan başarı öykülerinin kahramanı olan çocukları düşünün!
Ellerinde neleri vardı? Sevgiden, inançtan, umuttan ve çalışmaktan başka… 


Aziz okur,


Başta da ifade ettiğimiz gibi 12-20 yıl eğitim gören çocuklarınıza verilen eğitimi ve eğitimcileri eleştirirken –ki eleştirmek hakkınızdır- kendi eğitimci kişiliğinizi de eleştirdiniz mi?


Verdiğiniz eğitimin 5N1K’SINI çıkardınız, 


Kalitesini sorguladınız,
Eksiklerini tamamladınız,
Yanlışlarını düzelttiniz,
Ez cümle bizzat hayatın içinde ve hayattan çocuklarınıza verdiğiniz eğitimi hiç düşündünüz mü?
Her zaman karnesinde pekiyi görmek,
En güzel ahlaklı,
En saygılı,
En çalışkan çocuk olarak anılmasını istediğiniz yavrunuzun karnesine, ahlakına, saygısına sizin katkınız neydi?
Çocuğunuzun oluşturduğu puzzleda sizin koyduğunuz parçaların ehemmiyetini, kıymetini ve biricikliğini hatırlayın.
Böyle bir puzzleda elinizdeki parçaları yerine koymaktan vazgeçmek gibi bir hakkınız olabilir mi?
Çocuklarınıza verdikleriniz, onların sizlere vereceklerinden başkası değildir! Ne almak istiyorsak onu vermekle yükümlüyüz.

Aziz okur,


Çocuklarımızın bizim birer parçamız olması yanında bizden ayrı ve bizden farklı bir parça olduğunu da aklımızdan çıkarmamakta fayda var!


Dünyaya gelişine vesile olduğumuz evlatlarımız, bizden bir öz taşıyorlar fakat bu öze eklenen bir çevreleri, algıları ve anlayış biçimleriyle yeni bir öze doğru yol alıyorlar.


Onlara bizim kopyamız ve bizim hayalini kurduğumuz tasarıları gerçekleştirmekle yükümlü birer elçi olarak değil bizden aldıklarıyla kendi hayatlarının mimarı olacak bir yaşam işçisi gözüyle bakmak, anne-baba olarak bizlere düşen en mühim görevlerden birisidir.


Bırakın hayat yolunun sarp yokuşlarında terlemenin kutsiyetini onlar da tatsınlar.


Ayakları kimi zaman çamura batsın ki gerçekçi bir düzlemde hayaller kurabilsinler.


Düşmeden, yaralanmadan yürümenin her zaman mümkün olmadığını, hayat yolunun sancılı ve çileli olduğunu onlara hatırlatın ki yara almadan büyüyebilsinler. Zira çocuklarınızın diz kapaklarının yaralanması, kalplerinin yara almasından daha acı verici değildir.


Bir de evlatlarınıza fırsat tanıyın; hatalarına, günahlarına, mağlubiyetlerine, isyanlarına… Doğru yaptıklarına, sevaplarına, galibiyetlerine ve teşekkürlerine fırsat tanıdığınız kadar! 


Tercihlerine saygı duyun,
Başarılarını övün,
Başarısızlıklarının sebebini sormaktan ziyade başarısızlıklarını hissetme, anlama ve telafi etmesine destek vermek gibi bir tutumunuz olsun.
İyiyi seçmesine, doğruyu yapmasına ve güzele yönelmesine yalnızca  sözlü telkinlerle değil fiili örneklikle aracı olun.
Başkalarının çocuklarıyla çocuklarınızı kıyas etmekten ve hakkaniyetsiz rekabetten de mutlak surette uzak durun! Çocuğunuza örnek gösterdiğiniz diğer çocukların anne-babası gibi bir anne-baba mısınız? Bunu iyi düşünün. 


Her çocuğun potansiyel bir iyi insan olduğunu ama asla tam olarak sizin istediğiniz gibi bir birey olma potansiyelinde olmadığını ve olmasının da zaruri olmadığını aklınızdan çıkarmayın.


Bırakın her sabah taze poğaçalar pişirdiği için kendisine minnet duyulan bir fırıncının babası yahut annesi olmak size de nasip olsun. 


Bir insanın hayatını kurtarmakla neredeyse eşdeğer olan bir hayvanı yaşatmak gibi merhametiyle bir belediye personeli olmak sizin çocuğunuzun hasleti olsun. Kaybedeceğiniz nedir?


Bırakın olabilirse doktor, olmak isterse avukat, yeteneği varsa mühendis, sesi yeterse müzisyen, bir dağ köyünde öğretmen ya da altın sarısı başaklar arasında bulgur bulgur terleyen bir çiftçi olsun.


Ama evvela insan olsun!


Çocuklarınızı insan olarak yetiştirin. Ve her ne olursa olsun onları menfaatsiz, koşulsuz ve karşılıksız sevin!
Sevgi bir neslin iflahına vesile iken, sevgisizlik iflasına sebeptir!''


 

Yorumlar